Lalenin Kültürümüzdeki Yeri

2007-04-22 12:30:00


Tarihimizde lale, bahçelerimizin ve sanat eserlerimizin en güzel ziyneti olarak yerini almıştır. Türkler bahçelerinde lale yetiştirmişler nakşetmişlerdir. Sert asya kışlarının ardından karların altından fışkıran lale, Türkler için hayat ve bereket ifade eden bir simge halini almış ve baharın müjdecisi olmuştur. Lale, XI. Ve XII. Yüzyıllarda Orta Asya’dan Karadeniz kıyılarına ve batıya doğru yayılmıştır. Kafkaslardan Yakındoğu’ya taşınarak bahçeleri bezemiştir.

 

Çiçek sevgisi ve merakı, Osmanlı Türklerinde, köylüsünde, kentlisinde ortak ve yaygın bir tutkudur. Çiçeklerle ilgili kitaplarda yer alan yüzlerce ismin ne işle uğraştığına baktığımızda, devrin padişahından başlayıp sadrazamlara, vezirlere, kaptan-ı deryalara, şeyhülislamlara, ulemaya , tarikat şeyhlerine, şairlere, zanaat ehline ve halkın her sınıfına kadar sınırlandığını görürüz.

 

Laleye verilen önemin en büyük sebebi, “lale” kelimesinin yazılışıyla “Allah” yazılışında aynı harflerin kullanılmasıdır. Allah, hilal ve lale kelimelerinin aynı harflerle yazılması ve ebced hesabıyla aynı değeri taşıması, laleyi Allah kelimesini temsil eder hale getirmiş, maddi ve manevi değerini arttırmıştır. Bu harflerin hiç birinde nokta kullanılmadığından, ünlü lalezariler lekeli laleleri makbul saymamışlardır.

 

 

 


XVII. yüzyıl sonlarına doğru, laleye karşı olan ilginin bir tutkuya dönüşmesi, lale soğanları fiyatlarının aşırı yükselmesine sebep olmuştur. 1726 yılında fiyatları kontrol edebilmek amacıyla, soğanların fiyatlarını belirleyen bir liste hazırlanmış ve bu fiyatların üzerinde satış yapılması yasaklanmıştır. Hatta, mahbub adlı lalenin beş yüz altına satılmaktadır ancak lale çeşitlerine narh konulması üzerine, bin kuruştan fazla fiyatla satılması yasaklanmıştır. Lalelere narh konulması ve uygulanması emri İstanbul kadısı Kethüdazade Mehmet Efendi’ye gönderilen bir Hükm-ü Hümayun’la bildirilmiştir.

 

Devlet adamlarının laleye merak duyup ilgilenmeleri XVI. Yüzyılın ortalarına rastlar. Bu tarihlerde değer kazanan lalenin şöhreti, yüzyılın sonlarına doğru yabancı sefirlerin bile dikkatini çekmiş ve ülkelerine dönerken yanlarında lale soğanı götürmüşlerdir.

 

III. Ahmet büyük bir çiçek meraklısı olup, en çok sevdiği çiçek lale idi. Saltanatı zamanında, lale süsleme sanatlarının en baş motifi  ve devrin sembolü olmuştur. Bunun için 17*3-1730 yılları arasına “lale devri” denilmiştir. Lale merakı İstanbul’da doğmuş bir Türk buluşu idi. Fakat daha sonraları nerdeyse tamamen unutulmuş, diğer çiçekler arasında kaybolmuş, değer ve önemini yitirmiştir. Lale soğanı ,lk defa, Kanuni devrinde Hollanda’ya götürülmüştür. Ancak Hollandalılar, bu işi geliştirerek milli kültür haline getirmişlerdir.

 

 

1730 yıllarından sonra İstanbul lalesi çeşitleri kaybolmaya başladığı gibi, birkaç sene öncesine kadar bildiğimiz lale de az görülür bir çiçekti. Çocukluğumuzun Emirgan’daki lale bayramları tarihe karışmış, baharda boy göstermeye çalışan ithal laleler bile eski neşesini kaybetmişti. Son yıllarda göze çarpan İstanbul’u lalelendirme gayreti ile birlikte İstanbul Lalesi yetiştirme çabaları da görülmektedir. Binlerce renk ve çeşide ulaşması pek mümkün görünmese bile topraklarına dönmesi sevindiricidir. Yeniden Lale Bayramları düzenlenmeli, yeniden lale bahçeleri oluşturulmalıdır. Tarihimizde bir bahçe kültürü ve medeniyeti oluşturan Boğaziçi ve ;Haliç kıyılarında, Osmanlı bahçe kültürüne özgü düzenlemelerle kurulacak bahçelerde lale yetiştirlmesi ve bu bahçelerde lale şenlikleri yapılması anlamlı olacaktır.



Not : Alıntıdır, sadece resimler bana ait. Gezgin Dergisi Nisan sayısından yazının tamamını okuyabilirsiniz.

540
0
0
Yorum Yaz